Endonezya Helal Ürün Güvence Ajansı (BPJPH) tarafından yapılan açıklamalarla, 17 Ekim 2026 tarihinden itibaren ülkede yeni ve tavizsiz bir helal zorunluluğu döneminin başlayacağı ilan edilmiştir. Küresel ticaret kurallarını yeniden yazma iddiasındaki bu hamle , helal kavramını “21. yüzyılın bir kalite standardı” ve ticari bir vize unsuru olarak konumlandırmaktadır. Halbuki Helal ve Tayyib standardı, devletlerin egemenlik sınırlarıyla veya bürokratik regülasyonlarla sınırlandırılamayacak kadar kutsal, inanca dayalı ve küresel bir ümmet hakkıdır.
2005’ten Beri Yükselen Sivil Ses: GİMDES ve Ümmet Anlayışı
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip ülkeleri bugün kendi ulusal mevzuatlarını küresel ticarete dayatırken, GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği) daha kurulduğu 2005 yılından itibaren “Tek Ses, Tek Yürek” şiarıyla yola çıkmıştır. GİMDES, hiçbir ülkenin siyasi veya ticari çıkarlarını öncelemeden, tüm dünya Müslümanlarını inanç ekseninde tek bir çatı altında toplamayı amaçlamış sivil bir dik duruşun temsilcisidir.
Devletlerin helal sertifikasyonunu kendi tekellerine alma gayretleri, helal davasının ruhundaki bağımsızlığı sakatlama riski taşımaktadır. Helal ve tayyib standardı;
Siyasi konjonktürlerden,
Uluslararası ticaret savaşlarından,
Hükümetlerin dönemsel politikalarından bağımsız olmak zorundadır.
Helal Standartları Küresel Bürokrasinin Malı Değildir
Endonezya’nın getirdiği yeni kurallar, helal sertifikasını “dünyadaki herkes tarafından uygulanan temiz, sağlıklı ve yeşil bir yaşam tarzı standardı” olarak tanımlayarak insanlığa sunmayı hedeflemektedir. Ancak unutulmamalıdır ki helal, her şeyden önce ilahi bir emir ve Müslümanlar için tavizsiz bir iman şartıdır. Bu kavramın altını boşaltarak, onu seküler bir “kalite belgesi” veya yabancı devlet kurumlarıyla yapılan “Karşılıklı Tanıma Anlaşmaları” üzerinden bürokratik bir formaliteye dönüştürmek, helal güvence sisteminin özüne zarar verir.
Bir devletin veya kurumun kendi sistemini tek meşru kapı olarak dayatması, helal pazarını tek tipleştirme ve bir tekel oluşturma çabasından başka bir şey değildir. Helal sertifikasyonu, devletlerin gümrük kapılarında birer kontrol mekanizmasına indirgenemez. Bu denetim, doğrudan doğruya ümmetin itimadını kazanmış, tarafsız, sivil ve sadece Allah’ın rızasını gözeten ehil kurumların uhdesinde kalmalıdır.
Sorumlu Kurumlara İkaz ve Çağrı
Bugün küresel helal endüstrisine yön vermeye çalışan tüm devlet mekanizmalarını ve uluslararası kurumları ikaz etmeyi bir vazife biliyoruz:
Helal Ticaret Bir Koz Değildir: Helal sertifikasını milyarlarca dolarlık pazar paylarına erişim için bir ön koşul veya ambargo aracı olarak konumlandırmak, bu ibadetin asaletine yakışmaz.
Sivil İnisiyatif Korunmalıdır: Müslüman tüketicinin vicdanını ve inanç emniyetini koruyan yegane güç, devlet güdümlü ajanslar değil, GİMDES gibi bağımsızlığını ilan etmiş sivil yapılardır.
Ümmet Çatısı Bölünemez: Her ülkenin kendi “zorunlu” sistemini kurması, ümmet coğrafyasında standardizasyon birliğini sağlamaz; aksine parçalanmaya yol açar.
Endonezya veya bir başka ülkenin attığı adımlar, ancak ümmetin ortak vicdanına ve sivil denetim mekanizmalarına saygı duyduğu ölçüde değer bulabilir. Helal ve tayyib standardı, devletlerin sınırlarını aşan, tüm insanlığın saadetini ve Müslümanların ebedi kurtuluşunu hedefleyen evrensel bir davadır. Bu davanın tekeli devletlerde değil, ümmetin kendisindedir.
Dr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER
