Helal GIDA

Dünya Helale Koşuyor Ya Siz?

Gönüldaşlarımızdan bir hanım kardeşimizin bize gönderdiği yazısını sizlerle paylaşmak istedik.

Elhamdülillahi Rabbü’l Alemin…

Müslümanların İslâm’lâ şereflenmesinden sonra tam 1449 yıl geçmiş. Koskoca bir milenyum ve yüzlerce yıl geride kalmış. Bu dinin neferleri sıkıntılarla, boykot yıllarıyla, fedakarlıklarla, Allah yolunda cihadla ve sayısız imtihanlarla bu dini, bu emaneti bize kadar ulaştırmışlar. Tam da ‘’ahir zamanda…’’ diye başlayan hadislerin bizi teğet geçmediği şu günlerde inandığı şeyleri korkusuzca söyleyen Hz. Aişe annemizi örnek alarak söyleyeceklerim var ahir zamanın bireylerine…

Nur topu gibi bir sertifika kurumumuz oldu…GİMDES…Varlığından bihaber olduğumuz GİMDES…Dünyalık yoğunluklarımız içine alamadığımız GİMDES…

Belki otuz, belki kırk yıllık bir sabır ve emeğin karşılığı olarak hamd olsun bu sertifikayı oluşturdular ve bizim de artık bir sertifikamız oldu.Oldu olmasına da hani nerede? Beşyüz firma olmasına rağmen biz niçin istediğimiz bir ürünü bulmak için bu kadar çok seçenek varken, bulamayıp market market dolaşıyoruz. Anneler niçin çocuklarına bir sıcak çorbayı gönül rahatlığı ile hazırlamak için koşuşturup duruyorlar. Un Yemen’deyse salça Şam’da…

Allah razı olsun GİMDES’i oluşturan akıllardan. Allah razı olsun Müslüman kimliğine sahip çıkarak sertifikayı hayatımıza geçiren müminlerden. Peki biraz da elimizi taşın altına koyma sırası bizde değil mi? Biraz kımıldanma ile biraz gayret sırası bizde değil mi? Nerede marketi, süpermarketi, bakkalı olan ağabeylerimiz. Neden raflarındaki ürünleri helal sertifikalı ürünlerle değiştiremiyorlar. Neden koskoca Türkiye’de sırf bizler için düşünülmüş Halal Dunya matketlerinden topu topu 50 market var. Neden yüzlerce, binlerce şubesi olmasın. Biraz daha saygı istemek, biraz daha fıkıhla bütünleşmiş bir ticaret hizmeti almayı istemek çok mu abes? Marketlerimizin en güzel yerine nazar ayetini, karınca duasını asıyoruz. Asalım da, bunun yanında, İslâm öğretisinin gereklerine neden sahip çıkamıyoruz. Aslında sertifika biziz. GİMDES, Türkiye’de sahip çıktığımız oranda büyüyecek bir olgu, sahip çıkıldığı görüldükçe talep olunacak bir oluşum.

Mümin ve müminelerin yüz yıldır, belki daha fazla, bir metod sorunu var aslında. Dünyayı okuyuşumuz tek dünyalıymış gibi olduğundan beri bu marazi durum bizi de hastalıklı etti. Dünyanın kabul gördüğü değerler, İslâm hukukuna bakılmadan bizim de popüler değerlerimiz oluverdi. Kazancın Müslümancasının yerine daha çok kazanmak, giyimin Müslümancasının yerine en şık olma düşüncesi beynimize ve bedenimize hâkim olduğundan beri kimliğe sahip çıkamama, dahası bir kimliğe ait olduğunu bile idrak edememe sorunu baş gösterdi. İnsanın içini ürperten bir hırsla yapılan ticaret çarkında Müslümanlar da dönmeye başladı ne yazık ki. Sadece ticaret yapanlar değildi elbette ki sorumlu, aynı oranda tüketim ehli de sorumluların arasındaydı. Üreten üretti; tüketen niçin, neden, nasıl, ne amaçla üretildiğini sorma ihtiyacı duymadan tüketti.

Dünya; kapitalizmin, sekülerizmin, hümanizmin kollarında 9,3 şiddetiyle bir o yana bir bu yana savrulurken ve kapitalizm önüne çıkan her şeyi, ticaret ahlakını, sağlık ahlakını, iletişim ahlakını ve daha da önemlisi birçok değeri bir köpek balığı gibi yiyip bitirirken köpekbalığının dişleri arasında kalan et parçalarını temizleyen ‘’temizlikçi karidesler’’ gibi genelde tüm insanlık, özelde Müslümanlar daha çok tüketerek önümüze çıkarılan bir şeyin olur ya da olmazlığını İslâm’ın süzgecinden geçirmeyerek kapitalizmin dişlerini temizlemekteyiz.

Mümin ve müminelerin metod sorunu vardı derken peki bu olayda nasıl bir metod geliştirebiliriz? GİMDES’i oluşturanlar müthiş bir metotla çalışmakta. Peki biz Müslümanlar neler yapabiliriz?

1.Zihinlerimizde iki dünyalı olduğumuz gerçeğini canlı tutmak.
2.Dünyanın kabul gördüğü her şeye itaat etmeyip Müslüman sözlüğüne bakmak.
3.Sorgulamak, araştırmak, peşini bırakmamak.
4.Asr Suresi’nin son ayetlerini hayatımıza geçirip birbirimize Hakkı ve sabrı tavsiye etmek.
5.Halal Dunya Market projesini desteklemek, en kısa zamanda yüzlerce, binlerce şubeye ulaştırmak.
6.GİMDES’in Eğitim Projesini desteklemek.

Günümüzde artık birbirine Hakkı ve sabrı tavsiye etmek o kadar da kolay değil. Akıl veriyor pozisyonuna düşmek mümkün. Oysa ameli salih iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak değil miydi?…

İncil’de Müslümanlardan bahsedilirken Müslümanlar ‘’ başağa durmuş ekin’’lere benzetiliyor. Canlı, diri, inanan, umut veren… Ben de naçizane GİMDES’i kuran akılları başağa durmuş ekinler gibi hayat veren Müslüman prototipine benzetiyorum. Dünya’da Batı, Amerika, Rusya ve Çin her gün bilim ve teknikte fersah fersah yol alırken bir Müslüman inkılabı ne zaman olacak, özlemle bekliyoruz… Daha ruhumuz ve bedenimizde bir inkılabı başlatamamışken bu çok uzakta bir ütopya mı? Her sokakta, her köşe başında, her apartmanda İslâm’ı pratiğine geçirmiş bireyleri görmek olası bir ihtimal değil mi…

Kuran-ı Kerim’de hepimizin en az bir defa duyduğumuz ‘’Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve (eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır.Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64. ayet) ayeti vardır.

Yukarıdaki ayeti okuduğumda dünyanın boş bir aldatmaca olduğunu bir kez daha hatırlar, hemen zaman geçmeden rıza için bir şeyler yapmak gerekliliği düşüncem bir kat daha alevlenir. Dünya bir oyun ve oyalanma yeri. Bugünlerde, bu ayeti düşündüğümde zihnimde yeni bir pencere açıldı. Dünya bir oyun yeri ise bu zamanda oyuncaklar da Müslümanlar mı ya Rabbi?

Bu kadar güzel bir din bize bahşedilmişken bizler ne zaman, hangi gerekçeyle ve idraksizlikle bir piyon olduk? Ve dahası halen akıl etmeden, hiçbir şey yapmadan dünyanın bizi oyuncak etmesine izin veriyoruz. Sonra şok etkisi yapan bir ayet daha, Enbiya Suresi 16.ayet, ‘’Biz göğü yeri ve aralarında olan varlıkları oyuncak olsun diye yaratmadık.’’

Arkadaşlar arasında helal gıdanın hayatımıza dahil edilmesinin gerekliliğini tartışırken bu konu ifrat ve tefrite giriyor, fitneye sebep oluyor gibi fikirler, insanı tabiri caizse şah damarından vuruyor. Zaten ifrat ve tefrit meselesi ahir zaman sığınağı oldu bir zamandır. Zora gelince ifrat ve tefrit kurtarıcımız oldu ne yazık ki. Bir de hiç düşünülmeden sarf edilmiş gerekçeler var: ‘’Eee, ne yiyip içeceğiz o zaman, biz bu dünyadan nereye gideceğiz? ‘’ gibi.

‘’Biz bu dünyadan nereye gidelim? ‘’ demişti seneler önce Arif Nihat Asya. Sahi biz bu dünyadan nereye gidelim? Daha kendi güneş sistemimizin dışına çıkamazken, dahası başka bir gezegende hayat var mı yok mu bilmezken nereye gidelim? Diyelim ki başka bir dünya bulduk ve gittik ne değişecek? İnsan gittiği yere kendisini götürmez mi aslında. Oysaki nefis aynı nefis, iyi ve kötü her daim var bu imtihanda. Öyleyse mümin ve müminelere yüreğimizin ta derinliklerine koyduğmuz dünyaya ‘’ÇIK İÇİMİZDEN DÜNYA’’ demek düşüyor.

İslam tarihini az biraz bilenler Kadisiye Harbi’nde bizzat muharebe meydanına giderek dört çocuğuna ‘’ Ya İslâm’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız yahut da din uğruna cihat ederek şehit olduğunuzu duyacağım.’’ diyen Şaire Hansa’yı… Uhud Savaşı’nda Müslümanlar mağlup olunca çok üzülen babası, kardeşi, kocası ve iki oğlu şehit olduğu halde Muhammed aleyhisselamı görmek için onu bana gösterin diye koşuşturan Sümeyra annemizi bilirler. Bir baba, bir kardeş, bir koca ve iki oğul. Dünyada bir insana verilmiş nimetlerin en güzelleri dururken O Allah Rasülü’nü soruyor.

Şimdi o yıllardan 21.yüzyıla dönersek sırça köşklerimizde bizim vazgeçemediklerimize, hayatımızda olmadığında yaygara kopardıklarımıza bir bakalım !

Bir kibrit kutusu kadar peynir

Bir bardak asidi kaçmamış kola

Bir külah dondurma

Bir parça kalorisi az çikolata…

“Hayır, pek yakında bilecekler.’’ (Nebe Suresi 4. Ayet)

Halal Dunya Marketlerine ulaşmak için HALAL DUNYA MARKETLERİ

Eğitim Projesine ulaşmak için DARÜ’L HALAL MEDRESE


 

Dr.Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER / GİMDES Başkanı

OBEZİTE VE KORUNMA ÇARELERİ..

Önemli bir tehlike ile karşı karşıyayız!
Hangi iş ile uğraşıyor olursak olalım bu mesajımızı mutlaka okumalı ve hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için gerekli tedbirleri bir an önce almalıyız.

Hastalıkların yarıdan fazlasının temel nedeni beslenme ile ilgili. Ya düzensiz ya da dengesiz beslenme sonucu şekerden tansiyona, kalp krizinden solunum rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalık ortaya çıkmaktadır. Aşırı kilolu olmak ya da kilo alamamak başlı başına bir hastalık. Ülkemizde köyden kente göç sonucu yaşanan fastfood alışkanlıkları bunları tetiklemektedir. Çocuklarımızı ya da kendimizi ödüllendirmek için yediğimiz fasfood ürünler aslında ödülden ziyade bir ceza. Bir de bunun üzerine aşırı hormonlu, suni gübreli hızlı yetiştirilmiş sebze ve meyvelerin sebep olduğu kanserojen etkiyi ekledikmi karşımıza bugünün Türkiye’sinde yaşanan gerçekler çıkıyor.

TÜRKİYE, OBEZİTEDE AVRUPA 1.Sİ DÜNYA 8.Sİ OLMUŞ

Sağlık Örgütlerinin verilerine göre TÜRKİYE AŞIRI ŞİŞMANLIKTA AVRUPA 1.Sİ DÜNYA 8. olmuş durumda.Ülkemizin nüfusunun hızla yaşlandığı düşünüldüğünde bu durum daha fazla hastalıklara sebep olacaktır. Ayrıca ekonomiye getireceği yük de cabası. Çare doğru beslenme bilincinin yaygınlaştırılması. Dengeli ve düzenli beslenmeyi devamlı bir şekilde sağlayabilmektir. Torunlarımızla sağlıklı bir şekilde uzun ve mutlu bir ömür geçirmek istiyorsak yapmamız gereken temel iş beslenmemize dikkat etmektir.

Akdeniz tipi beslenme, pek çok bilim adamına göre en sağlıklı beslenme tarzlarından biridir. Akdeniz tipi diyetin en önemli özelliği ise sebze ve meyve yönünden zengin olmasıdır. Kanserden korunmak için Akdeniz tipi beslenmenin ana ögesi olan sebze ve başta Elma olmak üzere meyvenin bol miktarda ve yağ olarak da sızma zeytinyağı tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir.

Ayrıca okullarda başta Elma olmak üzere meyve, salata ve süt gibi gıdaların öğrenciler tarafından bol miktarda tüketilmesini sağlayacak çalışmalar yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu da önemle vurgulamalıyız.

Nüfusumuzun %35’i obozite tehdidi altında yaşıyor. Bu hastalıkların oluşmasında %70 modernitenin sunduğu başta margarinli, trans yağlı, katkı maddeli gıdalar oluşturmaktadır.

Devamını Okuyun