Uluslararası Konferans

Helal ve Tayyib ExpoFest

SORULAR SİTESİ

YAYIN SİTESİ

Dergi Sponsorları

          

GİMDES.org eBülteni

* = doldurulması zorunludur

tarafından desteklenmektedir MailChimp!

ÇOCUKLARIMIZDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI VE HİPERAKTİVİTE

ÇOCUKLARIMIZDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI VE HİPERAKTİVİTE

09/08/2018

Prof. Dr. Hasan DOĞRUYOL

Okul çocuklarının aldıkları kalorinin oldukça büyük bir kısmı yağ kaynaklıdır. Bu çocuklar ayrıca kayda değer miktarda sukroz da tüketirler. Çoğu öğrenci evden kahvaltı yapmadan çıkmakta ve sadece şekerleme ve kripslerle karınlarını doyurmaktadırlar. Çocukların yaklaşık yarısı hafta içinde taze meyve yememektedir. Bu gıdalar incelendiğinde bunların içinde bulunan kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, A vitamini, riboflavin, folatlar gibi esansiyel maddelerin asgari değerlerinin çok altında olduğu görülür. Çocuklar genelde patates kızartması, cips, beyaz ekmek, şekerleme, et, bisküvi, kek ve alkolsüz içeceklerle beslenmektedirler. Belki teker teker incelendiğinde bu gıdalardaki katkı maddeleri çok fazla değildir, fakat bütün okul hayatı boyunca bu gıdalarla beslenen bir çocuğun alacağı toplam katkı miktarı korkutucu boyutlardadır.

Yukarıda konu edilen esas elementlerin eksiklikleri birtakım klinik tablolar ortaya çıkarır. Örneğin demir eksikliğinin dikkat kusuru, irritabilite ve kavrama yetersizliğine yol açtığı bilinmektedir. Çinko eksikliğinde ise hiperaktif davranışlar artmakta ve irritabilite, göz yaşarması, kapanıklık ortaya çıkmaktadır. Kalsiyum eksikliği anksiyete nedenidir. Magnezyum eksikliğinde ise, öğrenme zorluğu yanında, huzursuzluk, yerinde duramama gibi bulgular ortaya çıkmaktadır.

Yeterince protein almadan, sukroz tüketiminin artması reaktif hipoglisemiye yol açar. Bu tip bir diyetle beslenen çocuklarda antisosyal davranışlar ortaya çıkmaktadır. Bu çocukların aldığı esansiyel maddeler-vitamin ve mineraller o derece düşük düzeydedir ki, bu çocuklar zaten subklinik bir malnutrisyon tablosu içindedirler. Bu durum da antisosyal davranış bozukluğu sebebidir. Ayrıca bu çocuklarda kavrama kabiliyeti azalır ve suç işleme meyili artar.

Gıdalarda katkı maddelerinin kullanımı son yıllarda giderek artmaktadır. Batı ülkelerinde alınan gıdaların %75’ini işlenmiş ürünler teşkil eder ve bu ürünlerde çok çeşitli katkı maddeleri kullanılır. Yapılan hesaplamalar batı insanının yılda 5-6 kg veya daha da fazla katkı maddesi tükettiğini göstermektedir. Bu maddelerin kullanımıyla ilgili 16 aksi tesir belgelenmiştir. Bunlar; egzama, ürtiker, angioödem, eksfoliyatif dermatit, irritabıl barsak sendromu, bulantı, kusma, ishal, rinit, bronkospazm, migren, anaflaksi, hiperaktivite ve diğer davranış bozuklukları.

Son yıllarda değişik ülkelerde çocuk psikiyatri kliniklerine başvuru oranı çok artmıştır. Ayrıca ülkelerdeki suç işleme oranları da artmış ve bu artış çok çeşitli nedenlere bağlanmıştır. Konu ile ilgili olarak beslenmenin önemine de dikkat çekilmiştir. Yanlış beslenmenin beyin fonksiyonlarını etkilediği ve sonuçta hassas kişilerde suç işleme meyli ve davranış bozukluğu bulgularını da içeren ağır mental bozukluğa yol açabildiği ifade edilmiş ve çeşitli faktörlerin müşterek etkisinden söz edilmiştir.

Koruyucu etkili katkı maddelerinin (preservatives) kullanma gerekçesi açıktır, kullanılmadıkların da gıda kısa zamanda bozulacaktır. Bunun anlaşılır bir yanı vardır, fakat bugün kullanılan 4000’e yakın katkı maddesinin yaklaşık 3500 tanesi gıdaların süslenmesiyle ilgilidir. Koruyucu maddelerin oranı ancak %2’ler düzeyindedir.

Batı tarzı beslenme alışkanlığının giderek yerleştiği ülkemizde, gıdalardaki katkı maddeleri bizim sofralarımızı da tehdit etmeye başlamıştır. Ne yazık ki bu tehditten en çok çocuklarımız etkilenmektedir. Son zamanlarda “hiperaktif çocuk” terimi kulaklarımızın aşina olduğu bildik bir sözcük olmuştur. Bu durum şüphesiz konu ile ilgili artan bilgi birikiminin bir yansımasıdır. Fakat günlük hayatta çevremizde görüp işittiklerimiz vak’a sayılarında giderek tırmanan bir eğilimin varlığına hak verdirecek düzeydedir.

Bir kişide hiperaktif davranış paternleri ortaya çıktığında beslenmeyle ilgili olarak bazı soruların akla getirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Acaba kişi yüksek oranda sukroz almakta mıdır? Acaba düşük protein içerikli ve katkı maddesinden zengin bir diyetlerle mi beslenmektedir? Aldığı gıda taze meyve ve sebzeler (çok miktarda vitamin ve esansiyel maddeler içeren gıdalar) yönünden fakir midir? Kişide beslenmesi ile ilgili herhangi bir alerjik tesir söz konusu mu? Kişide herhangi bir ağır metal bulaşımı ve esansiyel madde eksikliği söz konusu mudur?

Hiperaktivite tanısı almış veya son zamanlarda herhangi bir nedenle psikiyatri kliniklerine başvurmuş çocuklar katkı maddeleri yönünden de değerlendirilmeli ve bu maddeler bu çocukların gıdalarından derhal ayıklanmalıdır. Sadece bu uygulama ile bile bu çocukların davranışlarında sağlanan düzelme inkâr edilemeyecek boyutlarda olduğu ifade edilmektedir. Diğer yandan bu çocukların tedavilerinde kullanılan bazı ilaçların bazı ağır yan etkileri bilinen bir gerçektir.

Hiperaktivite ile gıda katkıları arasındaki ilişki, son yıllarda bilimsel yayınlarda da giderek artan bir hızla işlenmektedir. Google arama motoruyla yaptığımız gelişmiş bir bilimsel taramada, başlıkta “hyperactivite” girdisi 45400 sonuç vermiş ve girdi ”hyperactivity and food additives” şeklinde özelleştirildiğinde ise 211 çıktıya ulaşılmıştır. Arama Türkçe ”hiperaktivite” olarak özelleştirildiğinde çıktı 803 ve “hiperaktivite ve gıda katkıları” olarak özelleştirildiğinde ise “sıfır” bulunmuştur. Bu sonuç açıkça konunun Türkçe literatürde hak ettiği önemde yer almadığına işarettir.

Bu yazının amacı çocuklarda hiperaktivitenin tanı ve tedavisini tartışmak değildir. Belki bu hastalıkla gıda kimyasalları arasındaki ilişkiye değinen yabancı yazılardaki artışa dikkat çekmek ve yerli literatürde de konunun uzmanları arasında bir tartışma başlatmaktır.

Not: Helal Yaşam Rehberi Dergimizin 57. sayısından alınmıştır.

Yoruma kapalı.