<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GİMDES  - Helal Gıda ve Helal Sertifikalama &#187; Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar</title>
	<atom:link href="http://www.gimdes.org/category/genetigi-degistirilmis-gidalar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gimdes.org</link>
	<description>Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Aug 2010 05:29:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>AB GDO&#8217;lu Ürünleri bir bir Yasaklarken, Türkiye neden Yerinde Sayıyor?</title>
		<link>http://www.gimdes.org/ab-gdolu-urunleri-bir-bir-yasaklarken-turkiye-neden-yerinde-sayiyor.html</link>
		<comments>http://www.gimdes.org/ab-gdolu-urunleri-bir-bir-yasaklarken-turkiye-neden-yerinde-sayiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 11:48:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[AB GDO'lu Ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[gdo'lu ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[halal]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa zararlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gimdes.org/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Genetik Yapısı Değitirilmiş Ürünler İçin Türkiye Halâ Açık Pazar! Dr.Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER GİMDES Başkanı Avrupa ülkeleri GDO’lu ürünleri bir bir yasaklarken Türkiye’de henüz ciddi bir yaklaşım görülmemektedir. Bu ise toplumumuzun geleceğini tehdit etmektedir.   GDO’lu ürün ve tohumun küresel kontrolu, DuPont, Monsanto, Calgene Inc., Aventis CropScience, Florigene Pty Ltd, Asgrow-Seminis Inc.gibi çoğu uluslararası Yahudi şirketlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-476" href="http://www.gimdes.org/ab-gdolu-urunleri-bir-bir-yasaklarken-turkiye-neden-yerinde-sayiyor.html/gdo2"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-476" title="gdo2" src="http://www.gimdes.org/wp-content/uploads/gdo2.bmp" alt="gdo2" /></strong></a></p>
<div><strong>Genetik Yapısı Değitirilmiş Ürünler İçin Türkiye Halâ Açık Pazar!</strong></div>
<div><strong>Dr.Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER<br />
GİMDES Başkanı</strong></div>
<div><strong>Avrupa ülkeleri GDO’lu ürünleri bir bir yasaklarken Türkiye’de henüz ciddi bir yaklaşım görülmemektedir. Bu ise toplumumuzun geleceğini tehdit etmektedir.</strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong>GDO’lu ürün ve tohumun küresel kontrolu, DuPont, Monsanto, Calgene Inc., Aventis CropScience, Florigene Pty Ltd, Asgrow-Seminis Inc.gibi çoğu uluslararası Yahudi şirketlerinin elinde bulunmaktadır. Bu şirketler dünyanın çeşitli yörelerindeki hizmetkârları vasıtası ile o yörenin doğal tohumlarını kullanımdan kaldırabilmek için büyük bir caba sarfetmektedirler.</strong><br />
<span id="more-475"></span><br />
<strong><br />
</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Dev tohum şirketlerinde hisse sahibi olan sadece bir avuç insanın çok kâr elde etmesi için, yeni bitkiler, yeni hayvanlar yarattığını(!) düşünen teknokratlar, doğaya ve bütün bir insanlığa ihanet etmektedirler. Bu yapılan işi bilim diye kutsamaya çalışmak ise bol bol atom bombasının üretilip kullanılmasını savunmaktan pek farklı değildir</p>
<p>. Doğrudan tüketilmese de genetiği değiştirilmiş mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar; bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, mamalar, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk gibi günlük yaşamımızda yer alan çok çeşitli ürün yelpazesinde büyük bir risk oluşturmaktadır.</p>
<p>Bir başka olumsuz etki ise sadece Türkiye&#8217;de yetişen binlerce doğal bitki türünün azalma, hatta yok edilme ihtimalidir.</p>
<p>İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu gelişmeler karşısında, keşke günlük hayatımızın tamamını tehdit altında tutan genetik yapıları ile oynanmış ve hormonlu ürün, tohum ve katkı maddelerinin kullanım ve ithalatına karşı neler yapabileceğimiz üzerinde yoğunlaşmış olabilseydik.</p>
<p>İnsanımızın sağlığı ve genetik güvenliği bakımından çok hayati önemi haiz olduğuna inandığımız bu konuda gıdaraporu.com sitesinde 2004 yılından beri kamu oyunu uyarma ve bilgilendirme çalışmalarını sürdürmeye çalıştık. Daha çok üreticinin menfaatini gözeterek geliştirilen gen transferi çalışmalarının sonuçları itibari ile geniş kitlelerin sağlık ve nesil güvenliğini tehdit edecek boyutlar arzettiğini çeşitli kaynaklardan aktarmalar yaparak duyurmaya gayret ettik.</p>
<p>03.06.2004 tarihinde yayınlanan, “genetik yapısı değiştirilmiş gıdalarımız” yazımızda özetle</p>
<p>“Son günlerde haber kaynaklarımız ithal edilen Genetik Gıdaları gündemimize taşıdılar.Olay,yıllardır anlatmaya çalıştığımız, ülkemizde istediği gibi at oynatabilen “Gıda Terörü”nün bir parçasından ibarettir.Yine aynı haber kaynakları günlerce,beyazlatma katkı maddeli unlarda ve bu unlardan yapılan ekmeklerden bahsettiler.Bu katkı maddelerinin kansorejen oldukları belirtildi.</p>
<p>Sorumlu Bakanlığın yetkili Genel Müdürü açıklamalar yaptı.Bu katkı maddelerinin ve genetik Gıdaların ithalinin ve kullanımının yasak olduğunu,fakat buna rağmen ithalatının kontrol edilemediğinin,un ve ekmek üreticilerinin bu katkı maddelerini kullandıklarını.Genetik ürünleri kontrol edebilecek laboratuar alt yapısına sahip olmadıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Türkiye, sağlıksız gıda üretiminin, kaçak domuz çiftliklerinin, istenilen katkı maddelerinin, gıda maddelerinin, ilaçların ve kozmetik ürünlerin kılıfına uydurularak kolayca ithal edilebildiği, katkı maddelerinin bilinçsizce kullanılabildiği, bütün bu olumsuzluklara karşı, ha ha ha hi hi hi gününü gün eden Müslümanların yaşadığı bir garip memlekettir.” </strong>dedikten sonra genetik yapı değişikliklerinin riskleri üzerinde şu açıklamaya yer verilmişti;</p>
<p>“İNSAN SAĞLIĞINA YÖNELİK POTANSİYEL RİSKLER VAR MIDIR ?</p>
<p>GM gıdalarının güvenirliliği üzerinde yoğun araştırmalar sürdürülmektedir.</p>
<p>a. doğrudan sağlık üzerindeki etkiler,<br />
b. alerjik reaksiyonları provake eğilimleri,antibiyotiklere karşı direnç oluşturması<br />
c. zarar vericilik veya beslenme değeri üzerindeki özel etkenler,<br />
d. eklenen genin kararlılığı,<br />
e. genetik değişiklikle ilgili olarak beslenme değerlerine etkiler,<br />
f. gen girişinden dolayı oluşan istenmeyen etkiler.</p>
<div><strong>İNSAN SAĞLIĞI İÇİN BAŞLICA ENDİŞE VERİCİ SORUNLAR NELERDİR ?</strong></div>
<div><strong>Üç konuda insan sağlığının tehdit edildiği tartışılmaktadır.</strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1.Alerjik reaksiyonları tetiklemesi,<br />
2.Genlerin insan vücuduna transfer olması ve insan genlerinde istenmeyen bozulmalara sebep olabilmesi,<br />
3.GM’ li fidanlardan,doğal ortamda geleneksel ürünlere gen hareketi ( OUTCROSS)”</p>
<p>Daha sonra 10.08.2005 tarihinde yine gidaraporu.com’da “genetik yapısı değiştirilmiş ürünler” yazımız yayına girmiş. Bu yazımızda da özetle,</p>
<p>“03 Haziran 2004 tarihinde sitemizde yayınladığımız “Genetik Yapısı Değiştirilmiş Gıdalar” yazımızdan yaklaşık 14 ay geçmiş olmasına rağmen, ithal yolu ile ülkemize giren genetik yapısı değiştirilmiş ürün, tohum ve katkı maddelerindeki kaos halen devam etmektedir. Kamu oyunda, bir çok STK larda konu tartışılmakta, ancak henüz bir çözüm ortaya konamamıştır. Bazı internet siteleri ise GDO’lu ürünlere BOYKOT çağrıları yapmakta. Neyi?Nasıl? ve Kiminle?kontrol edeceğimizin alt yapısı, henüz ülkemizde kurulmamışken bu BOYKOT çağrıları ne işe yarayacaktır? Bugün tohumlara, gıda ürünlerine ve katkı maddelerine GDO var veya yok testi bile yapılamayan TÜRKİYE’de gerekli teknik ve bilimsel altyapı sağlanamadıkca, bütün herkes HAYIR! diye bağırsa ne yazar?” diyerek ülkemizdeki vurdumduymazlığa vurgu yapmaya çalıştık. Önümüzde buzdağı gibi duran ve suyun içinde kalan kısmı ile çokbüyük risk ve tehlikeler arz eden katkı maddelerindeki genitik ürünler için şu uyarıyı yapmaya çalıştık;</p>
<div><strong>“Gıda Katkı Maddelerinde Durum Nedir?</strong></div>
<div><strong>Gıda Katkı maddelerinden: E101Riboflavin, E150Karamel, E153Carbon black, E160Lycopene, E161Cryptoaxanthin, E306Tocopherol, E307Alpha-tocopherol, E308Gamma-tocopherol, E309Delta-tocopherol, E322Lecithin, E415Xanthan gum, E471Mono ve diglyceridler, E472Mono ve diglyceridlerin asetik asid esterleri, E473Yağ asitlerinin sucrose esterleri, E475Yağ asitlerinin polyglycerol esterleri, E476Polyglycerol polyricinoleate, E479, E491Sorbitan monostearate, E620Glutamic asit, E621Monosodyum glutamat, E622Monopotasyum glutamat, E623Calcium diglutamat, E624Mono amonyum glutamat ve E625Magnezyum diglutamat’ın çoğunluk GDO ‘lu olarak üretildiğini ithalatçılarımızdan, gıda üreticilerimizden ve denetimle yükümlü insanlarımızdan kaç kişi bilmekte ve dikkat etmektedir? İthal edilen GDO’lu mikrobiyel peynir mayaları, yoğurt enzimleri ne derece kontrol edilebilmektedir?</strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Konu üzerinde araştırmalarını sürdüren Bilim Kurulları, GDO’lu ürünlerin insanların bağışıklık sisteminde, santral sinir yapısında tahribatlar yapabileceği, mikroplu hastalıklara karşı kullanılcak antibiyotiklerin etkinliğini azaltabileceği, kanser ve allerjik reaksiyonlara neden olabileceği üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Bir ilacın bile insanlar üzerinde yaygın kullanılabilmasi için 20-25 yıllık çalışmalar gerektirdiği halde, henüz 1996 ‘larda ortaya çıkan ve beraberlerinde pek çok rizki taşıyan GDO’lu ürünleri insanlara ,bilgilerinin dışında kullandırmak için gösterilen bu aceleci tavır bütün tüketicileri, sağlık ve denetim birimlerini düşündürmelidir.</p>
<p>GDO’lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.”</p>
<p>28.12.2006 tarihinde yayına sunduğumuz”Genetik Yapımızı nasıl bozuyorlar?”yazımızda ise çok önemli bir konuya DNA yapımızı değiştirmeye çalışan düşman çevrelerin oyunlarına dikkat çekmeye çalıştık;</p>
<p>“İnsanlığın gelişimi için yürütülen tüm çabalar egemen güçlerin ellerinde tutulduğu için bu gelişimi egemenler yani kapitalist’ler kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p>Bedenlerimizde bulunun DNA ve RNA’ları nasıl kontrol altına alıyorlar da bizlerin kendi istedikleri gibi bir toplum olmamızı sağlıyorlar. Yani tepkisiz vurdumduymaz ve sadece kendisi için yaşayan çevresine bakmayı bile unutan bir toplum haline nasıl getiriliyoruz?</p>
<p>Tabiî ki genlerimizle oynayarak bizleri yaşama sağırlaştırdılar. Şimdi soracaksınız genlerimizle yani DNA’larınızla nasıl oynuyorlar? Ülkemizin insanlarından alınan kan örneklerindeki hücreleri inceleyerek DNA’larımızı yanıltacak virüsler üretiyorlar ve bunları bize paramızla satıyorlar, nasıl mı? Sokaklarımızın en ücra köşelerine kadar giren İngiliz Firmasının ürettiği Cipsleriyle, Fransız Yahudi Firmasının patentli yoğurtları ile, Alman patentli yumuşak şekerlemeleri ile ve Süper marketlerden mahalle bakkalına kadar ücretsiz Stantlar kurarak ve Stantları bir kereye mahsus ücretsiz ürünleriyle doldurarak, daha sonra damağa bıraktıkları tatla kendini arattıran pekçok ürünleri ile, rahatlıkla bedenlerimizi kontrol altında tutabilirler.</p>
<p>Sadece cipslerle mi, yoğurtlarla mı, şekerlemelerle mi bu işi yapıyorlar? Hayır! mesela Kola, enerji içecekleri gibi bir çok sıvı içeceklerle de DNA’larımızı yanıltarak asıl üretici olan RNA’ya yanlış bir hücre göndermesi sağlanabilir ve RNA, DNA’dan onay alan hücrelerin yararını zararını düşünmeden sürekli yanlış hücreyi üretmeye başlar.”</p>
<p>14.04.2007 tarihinde, yine gidaraporu.com’da yayınlanan yazımızda da özetle;</p>
<p>“GDOlu tarıma ve gıdalara gosterilen tepkilerin giderek arttığı, diğer yandan ekolojik üretim süreclerinin kalkınmada öncelikli faaliyet alanları olarak dile getirildiği bu günlerde, konuya bilimsel ve teknik açıdan yaklaşmak zorundayız.</p>
<p>Yapılan araştırmalar dünya piyasalarındaki ilgili gıda ürünlerinin %70’ nin GDO veya GDO’dan elde edilmiş yan ürünlerle bulaşık olduğunu işaret etmektedir.Daha endişe verici olan, daha önce de bahsettiğimiz gibi tam segregasyon sağlama zorluğundan doğan “istenmeyen bulaşmadır”. İngiltere’de sağlık ürünleri satan mağazalardan alınan numulerle yapılan bir incelemede, ‘GDO içermez’ veya ‘Organik’ etiketi taşıyan ürünlerin %40’ ında GDO kalıntısı tespit edilmiştir.Uzmanlar, AB’nin ürünlerde eşik değer olarak belirlediği %0.9 luk oranın mevcut üretim yöntemlerinde bir iyileştirme yapılmaz ise tutturulamaz olduğuna dikkat çekmektedirler. Diğer yandan tohumlar için belirlenen eşik değerler daha da düşük ve öyle görülüyor ki biyogüvenlik tedbirleri sadece ülkeler değil bölgeler ve hatta dünya ölçeğinde yürürlüğe sokulmaz ise bu oranlar da tutturulamayacaktır.</p>
<p>Bu ne demektir ? Gerekli tedbirler alınmaz ise siz isteseniz de istemeseniz de, izin verseniz de vermeseniz de GDO’lar konvansiyonel ve organik üretim kanallarınıza bulaşacak demektir! Avrupa’da bu tartışmalar yaşanırken, ülkemizde konu tamamen sahipsiz ve alabildiğine karanlık bir uygulama içerisinde gözükmektedir. Dünyada üretilen soyanın %80”i GDO’lu, mısır, kolza, kanola, yem, pamuk ve pek çok gıda katkı maddelerini ithal ettiğimiz ülkeler dünyanın en büyük GDO üreticileri olduğu bilindiği halde bu ürünleri kontrol edebilecek alt yapıdan yoksun bir TÜRKİYE var karşımızda.</p>
<p>Türkiye’de tüm ürünlerin dışalımı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan kontrol belgesi alınması koşuluyla serbesttir. Türkiye ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı kullanılmak üzere önemli miktarda mısır ve soya fasulyesi dışalımı yapmaktadır. 2003-2004 sezonunda sadece ABD’den alınan mısır bir milyonyüzbin tonu geçmiştir. Toplam ithalat ise bir milyon beşyüz bin tona yakındır. Soya dışalımı ise 800.000 tona yakındır. 2003 yılı rakamlarına göre dışalım değerleri mısırda 277 milyon USD, soyanın ise tamamı 227 milyon USD olarak belirlenmiştir.</p>
<p>Türkiye’de bu iki bitkiye ilişkin alım değerlerinin son yıllarda önemli düzeyde arttığı görülmektedir. Öte yandan, dış ticaret verilerinde, başta mısır ve soya olmak üzere, GDO’lu ürünlerin dış alımına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bu ürünlerin alındığı ülkelerde GDU’lu bitki üretiminin çok yaygın olması, dışalımı yapılan bu ürünlerin de GDO’lu olabileceğini akla getirmektedir. Ülkemizde GDO’lu ürün analizi yapabilecek laboratuarların bulunmaması ve dışalımın satan ülkenin bildirimine göre yapılması, dışalımı yapılan, özellikle mısır ve soya başta olmak üzere bazı ürünler hakkında kuşkulu bir ortam oluşturmaktadır.”</p>
<p>Son olarak, 12.04.2008 tarihinde yayına soktuğumuz “KANOLA YAĞI” ile ilgiliyazımızla da kolza tohumunun genetik yapısı değiştirilerek elde edilen kanola tohumları etrafındaki tehlikeleri dile getirmeye çalıştık.</p>
<p>Kapitalist sermaye çevrelerinin dayatmaları ile uluslararası büyük bir felaket olarak gelişen hormonlu ve GDO’lu ürünleri tüketmeye devam eden insanlarda baş gösteren cinsel sapmalar dikkat çekmeye başlamıştır. Bu gıdaların erkeklerde kadınlık, kadınlarda da erkeklik hormanlarını artırarak, toplumda kadınsı erkeklerin ve erkeksi kadınların sayılarında ve bunlara bağlı olarak eşcinsel ilişkilerde gittikçe artış meydana getirdiği ifade edilmektedir.</p>
<p>GDO&#8217;lu tohumlar şirketlerin elinde kâr makinesine dönüşmüştür. Yapılan araştırmalar, GDO lu tohumların kullanılmasının İlaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı iddialarının birer masaldan ibaret kaldığını göstermektedir.</p>
<p>GDO&#8217;lu tohumlardan yarar sağlayacak olanlar büyük tohum ve ilaç şirketleridir. Çiftçiler bu tohumları bir daha kullanamayacaklarından ve bir süre sonra yayıldığı bölgede başka bir çeşidi yetiştirmeleri bulaşmalarla zorlaşacağı için bu şirketlerin köleleri haline geleceklerdir.</p>
<p>GDO’lu tohum ve ürün pazarında İsrailin ve dünyanın çeşitli yörelerinde faaliyet gösteren yahudi lobi ve sermayesinin en ön saflarda gözükmesinin de dikkatle izlenmesi gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p>Dünya, daha çok kazanma hırsı ile gözü dönmüş uluslar arası çetelerin doğayı zorlayan, ekolojik dengeyi altüst eden bu genomik macerasının kurbanı olmaya daha ne kadar devam edecektir?</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/gdolu-tohum-alana-kanser-bedava_g.htm">GDO&#8217;lu tohum alana kanser bedava</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/gida-72--0-0.htm">GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDALAR</a><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/gida-137--0-0.htm">GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER(GDO) </a><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/gdolu-misirlar-cargill_g.htm">GDU’lu mısırlar</a><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/yine-bir-dunya-gida-gunu-idrak-ettik_g.htm">yine bir dünya gıda günü</a><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/gedeolu-urunlar-icin-acikpazar_g.htm">Türkiye GDO’lu Ürünler için Açık Pazar</a><br />
<a rel="nofollow" href="http://www.gidaraporu.com/kanola-yagi_g.htm">KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gimdes.org/ab-gdolu-urunleri-bir-bir-yasaklarken-turkiye-neden-yerinde-sayiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genetik Modifiye Organizmaların Taşıdıkları Riskler</title>
		<link>http://www.gimdes.org/genetik-modifiye-organizmalarin-tasidiklari-riskler.html</link>
		<comments>http://www.gimdes.org/genetik-modifiye-organizmalarin-tasidiklari-riskler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:31:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[halal]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Tarımsal Biyoteknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gimdes.org/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Altı milyarı aştığı belirlenen Dünya nüfusunun beslenebilmesi için, yeterli tarımsal üretim yapmada tek çözüm olarak &#8220;Tarımsal Biyoteknoloji&#8221; görülmektedir. Ancak bu yapılırken, çevremize ve gelecek nesillere etkileri olabilecek risklerin minimuma indirilmesi ve bunun için gerekli önlemlerin alınması göz ardı edilmemelidir. Bu hususla ilgili olarak İzmir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden Biyolog Devrim SARIKAYA tarafından kaleme alınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_220" class="wp-caption alignleft" style="width: 130px"><img class="size-full wp-image-220" title="canavarbitki1" src="http://www.gimdes.org/wp-content/uploads/canavarbitki1.gif" alt="hormonlu meyve ve sebzeler" width="120" height="120" /><p class="wp-caption-text">hormonlu meyve ve sebzeler</p></div>
<p>Altı milyarı aştığı belirlenen Dünya nüfusunun beslenebilmesi için, yeterli tarımsal üretim yapmada tek çözüm olarak &#8220;<strong>Tarımsal Biyoteknoloji&#8221;</strong> görülmektedir. Ancak bu yapılırken, çevremize ve gelecek nesillere etkileri olabilecek risklerin minimuma indirilmesi ve bunun için gerekli önlemlerin alınması göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bu hususla ilgili olarak İzmir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden Biyolog Devrim SARIKAYA tarafından kaleme alınan ve www.vejetaryen.net sitesinde yayınlanan yazıyı dikkatlerinize sunuyoruz.<br />
Transgenik ürünler tüm yararlarına rağmen bazı riskler taşımaktadırlar. Bu ürünler, doğada yetişen diğer ürünlerden farklı olarak kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından beraberinde bazı önemli tereddütleri de getirmektedirler. Bu tereddütler ancak yoğun bilimsel araştırmaların yanı sıra uygulama sonuçlarının görülmesi ile zaman içinde giderilecektir. Transgenik ürünlerin üzerinde risk oluşturma ihtimali bulunan başlıca alanlar; insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapıdır.</p>
<p>Uygulanmakta olan mevcut biyoteknolojik yöntemlerle bitkisel ürünlere aktarılan genler bitki, bakteri ve virüs kaynaklıdır. Gen aktarımı veya değişikliğe uğratılması sırasında işaretleyici olarak antibiyotik dayanıklılık genleri kullanılmaktadır. Gen aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınma olasılığı, transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riskini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan ya da hayvan bünyesine geçmesi nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin insan bünyesindeki bakterilerle birleşme olasılığı, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık genini diğer virüslere transfer etme olasılığı da insan ve hayvan sağlığı için oluşabilecek risklerle ilgili diğer kaynaklardır.</p>
<p><span id="more-58"></span>Canlılara aktarılan yeni özellikler bu canlıların, özellikle bitkilerin, salıverildikleri çevrede bitki sosyolojisinin bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal değişimlerinde sapmalara sebep olabilecektir. Transgenik ürünlerden olabilecek bir gen kaçışı yabani türlerin de aynı özelliğe sahip olmalarına neden olabilir. Bu durumda doğal değişim ve dolayısıyla gen kaynakları geri dönülmesi zor bir tahribatla karşı karşıya kalacaktır. Eğer yabani otlara dayanıklılık geni, transgenik bitkinin yabani türlerine geçer ise, bu türlerle yapılacak mücadelenin zorluğu açıktır. Böyle bir durumda mevcut gen kaynağının tamamen kaybedilmesi dahi söz konusudur. Ayrıca, yabancı ot ilaçlarına dayanıklı hale getirilmiş transgenik çeşitlerin üretildiği alanlarda bir yıl sonra gelişebilecek kendi gelen bitkiler, o yılki diğer bir ürün için yabancı ot durumunda olup, herbisitlerle mücadeleleri de güç olabilecektir.</p>
<p>Aktarılan yeni özelliklerden veya kullanılan teknolojide taşıyıcı olan veya değiştirilerek çevreye bırakılan mikroorganizmaların toprak mikroorganizma yapısına etkileri konusunda da endişeler vardır. Eğer geliştirilen mikroorganizmalar ortama hakim olurlarsa, doğal ortam bozulacaktır. Çevreye ve biyoçeşitliliğe, olabilecek bir diğer etki de, tek yönlü kimyasal uygulanmasından kaynaklanacak olan tek yönlü evrimin teşvik edilmesidir. Böylece ortamda, tek yönlü bir flora ve fauna oluşumu, dolayısıyla, çevrede bir dengesizlik meydana gelecektir. Ayrıca, virüslerden alınan genlerin dayanıklılık özelliğini diğer virüslere transfer etmesi durumunda virüs popülasyonlarında istenmediği halde dayanıklılık oluşacağından çevre için ayrıca bir risk oluşturmaktadır. Zararlılara dayanıklı transgenik çeşitlerin, doğada hedef olmayan diğer faydalı ve zararlı canlılara etkileri de ihtimal dahilindedir.</p>
<p>Bitki çeşitlerinin teknoloji ürünü çeşitler haline gelmesi geleneksel çiftçilikte ve yerel türlerin kullanımında olumsuz etkilere neden olacağı gibi, tarımda dışa bağımlılık sonucunu da doğuracaktır. Çünkü, transgenik ürünler gelişmiş ülkelerde ve özel sektör tarafından kar amacıyla üretilmektedir. Bu ürünler için her yıl tohum yenilenmesi gerekmektedir. Ancak, transgenik ürünlerin tohumları transgenik olmayanlara göre daha pahalıdır. Yüksek fiyat nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyecek olan küçük çiftçiler bu durumdan zarar göreceklerdir. Ayrıca, transgenik bitkilerin üretimi ile tarımsal üretim sistemlerinde de değişiklikler olabilecektir. Transgenik ürünlerin tüketiciler tarafından tercihi ve halkın kabulü de olayın bir diğer sosyo-ekonomik boyutudur.</p>
<p><strong>YASAL DÜZENLEMELER&#8230;</strong></p>
<p><strong>DÜNYADA DURUM</strong></p>
<p>Dünyada Genetik Modifiye Gıdalar (GMG) ile ilgili tartışmalar halen devam etmekte olup, Avrupa&#8217;da ve özellikle İngiltere&#8217;de bu ürünlere karşı tüketicilerin büyük tepkisi vardır. Buna neden olarak, son yıllarda &#8220;deli dana&#8221; gibi vakaların ortaya çıkması sonucu tüketicilerin denetim sistemlerine güvenlerinin kalmaması gösterilmektedir. AB, bu tür ürünlerle ilgili ortak bir düzenleme getirmeye çalışmaktadır. Türkiye&#8217;nin de dahil olduğu 130 ülke 24 Mayıs 2000&#8242;de &#8220;Birleşmiş Milletler Biyogüvenlik Protokolü&#8221;nü imzalamışlardır. Bu protokolün amacı, biyoteknolojinin dünyanın doğal kaynaklarına verebileceği zararı en aza indirmek ve yaşayan modifiye organizmaları içeren ürünlerin ticaretini düzenlemektir. Bu protokol gereğince; biyomühendislik çalışmaları sonucu üretilmiş ürünlerin uluslararası ticaretinde, bu ürünlerin canlı modifiye organizmaları içerebileceklerine ilişkin bir belgeyi taşımaları gerekmektedir.</p>
<p>AB&#8217;nin genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların çevreye salımı konusunda 23 Nisan 1990 tarih ve 90/220/EEC kodlu direktifi, GMO&#8217;ların ticaretinde ve doğaya salımında kurallar belirlemektedir. AB&#8217;nin genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı kullanımı konusunda da 23 Nisan 1990 tarih ve 90/219/EEC kodlu bir direktifi bulunmaktadır. Bu direktifin amacı çevre ve insan sağlığının kapalı kullanıma tabii modifiye mikroorganizmalardan kaynaklanabilecek risklere karşı korunmasıdır. AB&#8217;nin GMO&#8217;ları içeren bir diğer direktifi Yeni Gıdalar ve İçerikleri konusundaki 27 Ocak 1997 tarih ve 97/258/EEC kodlu direktifidir. Bu direktif diğerlerinin yanı sıra GMO&#8217;lardan üretilmiş veya GMO içeren gıdaların insan sağlığı için tehlike oluşturmamasını garanti altına almayı amaçlar. Bu amaçla yeni gıdalar pazara sürülmeden önce AB&#8217;nin değerlendirmesine alınır.</p>
<p>GMO ihracatçısı ülkeler (ABD, Kanada ve Avustralya) Şili, Uruguay ve Arjantin&#8217;in de desteğini alarak GMO&#8217;ların serbest ticaretinden yana politika benimsemişlerdir. ABD&#8217;de genetik olarak modifiye edilmiş ürünler Gıda ve İlaç Dairesi (Food and Drug Administration-FDA), Çevre Koruma Dairesi (Environmental Protection Agency-EPA) ve ABD Tarım Bakanlığı Hayvan ve Bitki Sağlık Denetim Servisi olmak üzere üç resmi kurumun denetimindedir. ABD&#8217;de GMG&#8217;lerin etiketlenmesi ile ilgili bir zorunluluk yoktur, ancak eğer ürünün besin değerinde bir değişiklik varsa, sağlıkla ilgili bir uyarı gerektiriyorsa etiketlenmesi gerekmektedir. ABD&#8217;de GMG&#8217;lerin etiketlenmesine sıcak bakılmamaktadır. Çünkü bu durum genetik modifiye ürünlerin ayrı üretilip işlenmesini gerektirmekte, bu da ekonomik yük getirmektedir. AB ülkelerinde ise genetik modifiye ürünlerin etiketlenmesi zorunludur, ancak %1&#8242;den az genetik modifiye ürün içeren gıdaların etiketlenmesi zorunlu değildir.</p>
<p><strong>ÜLKEMİZDE DURUM</strong></p>
<p>Ülkemizde biyoteknoloji çalışmaları Üniversiteler ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne bağlı Araştırma Enstitülerinde yapılmaktadır. Mevcut çalışmalar, herhangi bir üründe transgenik ürün elde edilebilecek düzeye gelmemekle birlikte, çalışmaların büyük bir çoğunluğu teşhis ve karakterizasyon ağırlıklı olarak yapılmaktadır.</p>
<p>Tarım sektörü açısından bakılırsa, halen söz konusu ürünlerin Türkiye&#8217;ye ithaline izin verilmeyen Ülkemizde, üretimi yapılan herhangi bir transgenik ürün bulunmamakla birlikte, hazırlanan mevzuat kapsamında transgenik bitkiler 1998 yılından itibaren Alan Denemelerine alınmaya başlamıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından pamuk, mısır ve patates için alan denemelerinin Tarımsal Araştırma Enstitülerinde yapılmasına izin verilmiştir. Bu ürünlerin ülkemizde üretilebilmesi için mevzuatta belirtilen tüm testleri geçmesi gerekmektedir. Bu testler verim yönünden üstünlük, aktarıldığı belirtilen özelliğin ortaya çıkması, flora ve faunaya etkisi ve gıda eşdeğerliliğinin tespiti için gerekli analizlerdir. Hayvancılık konusunda ise herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.</p>
<p>Ülkemizde transgenik bitkiler ile ilgili mevzuat çalışmaları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülmektedir. &#8220;Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat&#8221; 14.5.1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak, bu talimat kapsamında uygulamada ortaya bazı aksaklıklar ortaya çıkmış, bunun yanında tescil ile ilgili düzenlemelerin de yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Her iki konunun da &#8220;Bitki Çeşitlerinin Tescil Edilmesine İlişkin Yönetmelik&#8221; kapsamına alınması çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>Modern biyoteknolojide yaşanan gelişmelerin dikkate alınması ile DPT tarafından VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları kapsamında &#8220;Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Komisyonu&#8221; kurulmuş olup, komisyonun hazırladığı rapor DPT&#8217;ye sunulmuştur. Komisyon raporunda getirilen temel öneriler VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planına alınmıştır.</p>
<p><strong>RİSK ANALİZİ VE BİYOGÜVENLİK.</strong></p>
<p>Transgenik ürünlerden doğabilecek risklerin azaltılması ve beklenen azami faydanın sağlanması mümkündür. Bu amaçla, transgenik ürünlerin üretiminde ve ithalatında öncelikle, bu ürünlerden beklenen azami fayda ile doğabilecek azami riskler kıyaslanmalıdır. Beklenen azami fayda için, transgenik ürünlerin ülkenin gerçekten tarımsal bir sorununa çözüm olup olmadığı ve ülkenin gerçekten bu ürünlere ihtiyacı olup olmadığı sorularına yanıt aranmalıdır. Öte yandan, transgeniklerin üretiminden doğabilecek azami riskler saptanarak, bu ürünlerin üretimi ile elde edilebilecek azami faydaların, ülkede doğabilecek azami risklere değip değmeyeceğine karar verilmelidir. Bütün bunlar yapılırken, tüketicinin tercihleri de göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
<p>Bu doğrultuda, modern biyoteknoloji uygulamalarının ve ürünlerinin insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesi, belirlenen risklerin meydana gelme olasılığının ortadan kaldırılması ya da meydana gelme durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için gerekli tedbirlerin alınması, belirlenen ve kontrol altında tutulmaya çalışılan risklerle ilgili alınması gerekli tedbirlerin ilgili tüm mercilere duyurulması ve bilgi akışının ilgili taraflar arasında sağlanması amacıyla &#8220;Risk Analizi&#8221; ve &#8220;Biyogüvenlik Sistemi&#8221; kavramları ortaya çıkmıştır. Böylece bu ürünlerin üretiminde risklerin minimuma indirilmesi ve bazı durumlarda ise ortadan kaldırılması mümkün olmaktadır.</p>
<p><strong>SONUÇ VE ÖNERİLER</strong></p>
<p>Günümüzde 6,3 milyarı aştığı belirlenen Dünya nüfusunun beslenebilmesi için, kıt kaynakların kullanılarak yeterli tarımsal üretim yapmada tek çözüm olarak &#8220;Tarımsal Biyoteknoloji&#8221; görülmektedir. Ancak bu alanda, çevremize ve gelecek nesillere etkileri olabilecek risklerin minimuma indirilmesi ve bunun için gerekli önlemlerin alınması göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Genetik modifiye ürünler konusundaki bilimsel ve mevzuat bazındaki eksiklik ve belirsizliklerin, ticari amaçları değil de, bilimsel ve insani amaçları ön plana çıkaran çalışmaların arttırılması ile sağlıklı bir çözüme kavuşturulacağı açıktır. Bu ürünlerin etiketlenmesiyle ilgili sorunlara çözüm getirilip, tüketicilerin güvenini arttıracak düzenlemelere öncelik verilmesi, dünyada acilen çözülmesi gereken bir konu olarak görülmektedir.</p>
<p>Konu Ülkemiz açısından ele alındığında, AB ile ilişkilerin belirleyici rol oynayacağı düşünülmektedir. Özellikle, katılım öncesi süreçte AB ile mevzuat uyumlaştırılması gereğince AB&#8217;de uygulanmakta olan risk değerlendirme ve sıkı etiketleme kurallarının yakın gelecekte Türkiye tarafından da benimsenmesi gerekecektedir. Böylece, iç ve dış ticarette bahsedilen kurallara yönelik düzenlemeler önemli yer tutacaktır. Ayrıca, Türkiye&#8217;nin buğday, arpa, baklagiller ve şeker pancarı gibi ana besin kaynaklarını oluşturan bitkilerin dışında birçok meyve ve sebzenin de doğal gen kaynaklarının bulunduğu bir ülke olduğu göz önüne alındığında, biyoteknolojik ürünlerin kullanımı ve çevreye salımı konusuna daha duyarlı yaklaşılması gereği ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, tarım ve gıda sektörlerinin ihracat açısından önemi dikkate alındığında, transgenik üretim nedeniyle ihraç pazarlarında kısıtlamalara maruz kalması Türkiye&#8217;nin yararına olmayacaktır. Bu nedenle, biyoteknoloji ve biyogüvenlik araştırmaları konusunda Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenerek bilgi ve yetişmiş eleman altyapısının kurulması büyük önem taşımaktadır. Tarım konusunda yapılacak genetik araştırmalarda, verim ve kalite artırıcı çalışmalara öncelik verilmelidir. Bu çerçevede, öncelikle Türkiye&#8217;nin taraf olduğu Biyogüvenlik Protokolü&#8217;ne uygun olarak risk değerlendirme, risk yönetimi ve izleme-kontrol düzenlerinin ve Biyogüvenlik Sisteminin kurulması gerekmektedir. Ayrıca, hukuki düzenlemelerin tamamlanarak, bunların tümünün VIII. Beş Yıllık Kalkınma Dönemi içerisinde gerçekleştirilmesi amaçlanmalıdır. Ülkemizde risk değerlendirmeleri ile herhangi bir ürünün transgenik bir ürün içerip içermediğinin tespitine yönelik analizlerinin yapılması için laboratuar alt yapısı oluşturulmalı ve bu konuda uzmanlaşmış personel istihdam edilmelidir. Türkiye&#8217;de genetik uygulamalara alternatif olarak öncelikle kalite ve verim artışına yönelik Bütünleşik Zararlı Yönetimi (Integrated Pest Management) ve Bütünleşik Ürün Yönetimi (Integrated Crop Management) gibi yöntemlerin yaygın biçimde kullanılması ile sürdürülebilir tarımsal gelişme ve gıda güvenliğinin sağlanması amaçlanmalıdır.</p>
<p><strong>Hazırlayan: Devrim SARIKAYA &#8211; Biyolog (İzmir İl Çevre ve Orman Müdürlüğü)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gimdes.org/genetik-modifiye-organizmalarin-tasidiklari-riskler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda Katkı Maddeleri İle Oluşan Beklenmeyen Reaksiyonlar</title>
		<link>http://www.gimdes.org/gida-katki-maddeleri-ile-olusan-beklenmeyen-reaksiyonlar.html</link>
		<comments>http://www.gimdes.org/gida-katki-maddeleri-ile-olusan-beklenmeyen-reaksiyonlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 08:11:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[gıda katkı maddeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gıda katkı maddelerinin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[gıda katkıları]]></category>
		<category><![CDATA[gıda katkılarının zararları]]></category>
		<category><![CDATA[halal]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gimdes.org/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[Katkı Maddelerinin İnsana Zarar Verici Yönleri Var mı? Varsa Nelerdir? Bir yılda ne kadar gıda katkı maddesi tüketiyoruz? Şehirde yaşayan bir tüketicinin, günde 2000&#8242;in üzerinde katkı maddesi türünü bünyesine aldığı söylenmekte. Amerika için yapılan bir araştırmada, Amerikalıların bir yılda yaklaşık olarak ağırlıkları kadar gıda katkı maddesi tükettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katkı maddeleri gıda maddeleri içinde çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Katkı Maddelerinin İnsana Zarar Verici Yönleri Var mı? Varsa Nelerdir?</p>
<p><strong>Bir                      yılda ne kadar gıda katkı maddesi tüketiyoruz?</strong></p>
<p>Şehirde                      yaşayan bir tüketicinin, günde 2000&#8242;in üzerinde katkı maddesi                      türünü bünyesine aldığı söylenmekte. Amerika için yapılan                      bir araştırmada, Amerikalıların bir yılda yaklaşık olarak                      ağırlıkları kadar gıda katkı maddesi tükettikleri sonucuna                      ulaşılmıştır. Katkı maddeleri gıda maddeleri içinde çok cüz&#8217;i                      miktarlarda kullanılmasına rağmen, bu kadar büyük bir miktara                      ulaşılıyorsa, evvela ne kadar da çok katkı maddesi türü tükettiğimizi                      bir düşünmek ve ardından da, bunların ne olduğunu ve zararlı                      olup olmadıklarını açığa çıkarmak için çalışmak gerekir.<span id="more-345"></span></p>
<p>İnsanların çoğu, yiyeceklerini kendileri çiftliklerde yetiştirmediğinden,                      çalıştıkları veya yaşadıkları yerlere yakın yerlerden satın                      alarak temin ediyorlar. Dolayısıyla                      yiyeceklerin yetiştikleri veya imal edildikleri yerlerden                      çok uzaklara bozulmadan gelmesi gerekiyor. Bu ise katkı maddeleri                      ile sağlanıyor. Katkı maddeleri aynı zamanda bazı gıdaların                      besin değerlerini artırıyor ve onların tadını, yapısını, rengini                      ve dayanıklılığını artırarak daha çekici hale getiriyor.</p>
<p>Katkı                      maddeleri yiyecekler içine şu beş ana nedenden dolayı ilave                      ediliyor:</p>
<p><strong>1.                      Ürünün kıvamını sağlamak:</strong> Emülgatörler katıldıkları ürünlere                      sürekli bir kıvam verirler ve ürünün parçalara ayrılmasını                      önlerler. Stabilizatörler ve koyulaştırıcılar yumuşak tek                      düze bir kıvam sağlarlar. Topaklanmayı öneyici maddeler tuz                      gibi maddelerin kolayca akmasına yardımcı olurlar.</p>
<p><strong>2.                      Besin değerini korumak veya artırmak:</strong> Vitaminler ve mineraller                      süt, un, tahıl ve margarin gibi birçok gıdaya eklenir. Çünkü                      gıdaların bir kısmı bazı işlemlerden geçirilirken bu vitamin                      ve mineraller kaybolabilir veya bir şahsın diyetinde bu maddeler                      eksik olabilir, böylelikle eksik yerine koyulmuş olur.</p>
<p><strong>3.                      Lezzetini ve sağlığa yararlı halini muhafaza etmek: </strong>Koruyucular                      küf, hava, bakteri, mantar ve mayaların neden olduğu bozulmayı                      yavaşlatırlar. Bakteriyel bulaşma hayatı tehdit eden botilizm                      gibi gıdalardan kaynaklanan hastalıklara neden olabilir. Antioksidanlar                      değişik yiyeceklerin içindeki sıvı ve katı yağların bayatlamasını                      veya tadının bozulmasını engelleyen koruyuculardır. Bunlar                      aynı zamanda elma gibi taze meyvelerin kesildikten sonra havayla                      temasları sonucunda renklerinin kahverengiye dönüşmesini engellerler.</p>
<p><strong>4.                      Asitlik veya alkaliliğin sağlanmasını veya kontrol edilmesini                      temin etmek: </strong>Isıtıldıklarında asitleri serbest bırakan                      asitlik sağlayıcılar pastalar, bisküviler ve diğer fırıncılık                      ürünlerinin fırında pişerken kabarmalarına yardımcı olmak                      için soda ile reaksiyona girerler. Diğer katkı maddeleri yiyeceklerin                      lezzet, tat ve renklerine uygun asitlik ve alkaliliği değiştirmeye                      yardım ederler.</p>
<p><strong>5.                      Lezzeti artırmak veya arzu edilen rengi vermek: </strong>Birçok                      baharat ve tabii ve sentetik çeşniler gıdaların tadını artırır.                      Benzer şekilde renkler de tüketicilerin beklentilerine cevap                      verecek şekilde bazı gıdaların görünüşünü güzelleştirirler.</p>
<p>Bu                      kadar yaygın olarak kullanılan katkı maddeliri hakkında, ister                      istemez şöyle bir sual oluşacaktır:</p>
<p><strong>Gıdaların                      veya katkı maddelerinin bir kısmı bazı hastalıkları tetikleyebilir                      mi?</strong></p>
<p>Cevap                      kısa ve net: &#8220;Evet.&#8221; Bazı gıdalar veya gıda katkı                      maddeleri aşağıdaki bulgulardan birinin veya daha fazlasının                      oluşmasını tetikleyebilir:</p>
<li>Dikkat                      Sürdürüm Bozukluğu / Hiperaktivite Sendromu</li>
<li>Alerji</li>
<li> Astma</li>
<li>Otizm,                      Yaygın gelişimsel bozukluk, Enüresis (Altına idrar kaçırma)</li>
<li>Davranış                      bozuklukları</li>
<li> Depresyon, Duygu durum değişiklikleri</li>
<li> Kulak ağrıları, Kronik orta kulak iltihabı</li>
<li>Göz                      problemleri</li>
<li>G6PD                      Enzim eksikliği, Mide-barsak problemleri, Mide ağrısı</li>
<li>Baş                      ağrısı, Migren</li>
<li>Nazal                      polip</li>
<li>Cilt                      problemleri, Egzema, Ürtiker</li>
<li>Uyku                      problemleri</li>
<li>Tikler,                      Tourette sendromuKatkı                        maddeleri ile beklenmeyen gıda reaksiyonları arasındaki                        sıkı ilişkiye örnek olması bakımından, bu bulgulara sebep                        olan katkı maddelirine örnekler verelim: <strong>ASPARTAM:</strong> Yapay tatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Genellikle                        şeker yerine tatlandırıcı olarak kullanılır. Aspartam duyarlı                        olan kişilerde az da olsa giörülen bulgulara göre, anjioödeme                        veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda                        şişmeye neden olur. <strong>BENZOATLAR:</strong> Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve                        sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates                        tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında                        gıda koruyucusu olarak kullanılır. Benzoatlara karşı gerçek                        alerjik reaksiyon çok az da olsa vardır. <strong>BHA/BHT:</strong> BHA (Butillenmiş hidroksiyanozil) ve BHT (Butillenmiş hidroksitoluen)                        antioksidandır. BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar                        ile hububat ürünlerinde kullanılır. Duyarlı kişilerde kurdeşene                        sebep olurlar. <strong>GIDA                        BOYALARI:</strong> Gıdalara renk vermek için kullanılırlar. Bunlar,                        E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler. Kekler,                        şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis,                        dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları,                        alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin                        içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda çok nadir oluşmakla                        birlikte kurdeşen veya astım ataklarına neden olur. <strong>MSG:</strong> Monosodyum glutamat (E621) özellikle uzak doğu (Çin, Japon)                        ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona                        &#8220;Çin Restoranı Sendromu&#8221; da denir. Bir çok imalathane                        ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak                        kullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı,                        bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında                        yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası                        oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım                        atakları oluşabilmektedir. <strong>NİTRAT/NİTRİTLER:</strong> Bu iki madde hem koruyucu olarak, hem de renklendirici ve                        lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Nitrat ve nitritler                        özellikle sosis, salam gibi et ürünlerinde bulunur. Bazı                        kişilerde baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler. <strong>PARABENLER:</strong> Parabenler gıda ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar.                        Metil, etil, propil, butil paraben ve sondum benzoat bunlara                        örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında,                        ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı                        ve ağrıya neden olurlar. <strong>SULFİTLER:</strong> SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya                        potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler.                        Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında                        kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz                        ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve                        suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates                        ve çorba karışımlarında bulunurlar. Sülfitler göğüste sıkışma,                        kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta                        yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara                        neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda                        astım atağını tetikleyebilir. Bir çok restoranın salata                        barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.Gıda                        ve kimya endüstrileri uzun yıllardır tüm gıda katkı maddelerinin                        iyice test edildiğini ve güvenilir olduğunu söylemekteydirler.                        Ancak gıda katkı maddelerinin tarihine bakıldığında bir                        çok katkı maddesinin uzun yıllar kullanıldıktan sonra sağlık                        riskleri taşıdığı ortaya çıkmıştır ve aşağıda listelenenler                        yasaklanmışlardır.<br />
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr align="center" valign="middle">
<td width="22%" height="40">
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>Katkı                              maddesi</strong></span></div>
</td>
<td width="18%" height="40">
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>Fonksiyonu</strong></span></div>
</td>
<td width="14%" height="40">
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>Bileşimi</strong></span></div>
</td>
<td width="9%" height="40">
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>Yasak                              Yılı</strong></span></div>
</td>
<td width="37%" height="40">
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>Problem</strong></span></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Agene                            (nitrogen<br />
trichloride)</td>
<td width="18%">Un                            beyazlatıcısı<br />
ve yıllandırıcı ajan</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1949</td>
<td width="37%">Bu                            madde katılmış undan yapılmış ekmeği yiyen köpeklerde                            epilepsi (sara) nöbetlerine benzer nöbetler</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Butter<br />
yellow</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1919</td>
<td width="37%">Toksik,                            sonraları karaciğer kanserine yol açtığı bulundu</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Green                            1</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1965</td>
<td width="37%">Karaciğer                            kanserine sebep</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Green                            2</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1965</td>
<td width="37%">Test                            edilmek için yeterli ekonomik öneme sahip olmama</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Orange                            1</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1956</td>
<td width="37%">Organ                            hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Orange                            2</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1960</td>
<td width="37%">Organ                            hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Orange                            B</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1978<br />
(ban never finalized)</td>
<td width="37%">Kanser</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Red                            1</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1961</td>
<td width="37%">Karaciğer<br />
kanseri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Red                            2</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1976</td>
<td width="37%">Muhtemel                            karsinojen</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Red                            4</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1976</td>
<td width="37%">Yüksek                            düzeyleri köpeklerde adrenal korteks hasarına neden                            olmakta; 1965 yılından sonra sadece maraschino kirazlarında                            ve bazı haplarda kullanıldı; halen haricen uygulanan                            ilaç ve kozmetikte kullanılmasına izin verilmektedir.</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Red                            32</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1956</td>
<td width="37%">Iç                            organlarda hasarlar ve zayıf bir kanserojen olabilir;                            1956 yılından beri Citrus Red 2 ismi ile sadece turuncu                            rengi vermek amacıyla kullanılmaya devam edilmektedir                            (2 ppm)</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Sudan                            1</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1919</td>
<td width="37%">Toksik,                            daha sonra karsinojen olduğu bulundu</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Violet                            1</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1973</td>
<td width="37%">Kanser                            (Yenilmek üzere kesilmiş sığır etleri üzerinde Tarım                            Bölümünün denetim mührü olarak kullanılırdı)</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Yellow                            1 and 2</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1959</td>
<td width="37%">Yüksek<br />
dozlarda barsak lezyonları</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Yellow                            3</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1959</td>
<td width="37%">Yüksek                            dozlarda kalp hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">Yellow                            4</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1959</td>
<td width="37%">Yüksek                            dozlarda kalp hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">cinnamyl<br />
anthranilate</td>
<td width="18%">suni                            renklendirici</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1982</td>
<td width="37%">Karaciğer                            kanseri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">cobalt<br />
salts</td>
<td width="18%">bira                            köpüğünü dengede tutma</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1966</td>
<td width="37%">Kalp                            üzerine toksik etki</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">coumarin</td>
<td width="18%">Lezzet                            verici</td>
<td width="14%">tonka                            fasulyesi</td>
<td width="9%">1954</td>
<td width="37%">Karaciğer                            zehri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">cyclamate</td>
<td width="18%">Suni                            tatlandırıcı</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1970</td>
<td width="37%">Safra                            kesesi kanseri, testislere hasar; şu anda direk kansere                            neden olduğu düşünülmüyor, fakat diğer karsinojenlerin                            etkisini artırdığı düşünülüyor.</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">diethyl<br />
pyrocarbonate (DEPC)</td>
<td width="18%">koruyucu                            (içecekler)</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1972</td>
<td width="37%">Urethan                            oluşturmak üzere amonyak ile birleşir; bir karsinojen</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">dulcin<br />
(p-ethoxy-phenylurea)</td>
<td width="18%">Suni                            tatlandırıcı</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1950</td>
<td width="37%">Karaciğer                            kanseri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">ethylene<br />
glycol</td>
<td width="18%">çözücü</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%"></td>
<td width="37%">Böbrek                            hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">monochloroacetic<br />
acid</td>
<td width="18%">koruyucu</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1941</td>
<td width="37%">Oldukça                            toksik</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">nordihydroguaiaretic<br />
acid (NDGA)</td>
<td width="18%">antioksidan</td>
<td width="14%">Çöl                            bitkisi</td>
<td width="9%">1968<br />
(FDA), 1971 (USDA)</td>
<td width="37%">Böbrek                            hasarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">oil<br />
of calamus</td>
<td width="18%">Lezzet                            verici</td>
<td width="14%">Hintkamışı                            kökü</td>
<td width="9%">1968</td>
<td width="37%">Barsak                            kanseri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">polyoxyethylene-8-stearate<br />
(Myrj 45)</td>
<td width="18%">emülgatör</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1952</td>
<td width="37%">Yüksek                            düzeyleri safra yolları taşı ve tümörüne neden olmuştur</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">safrole</td>
<td width="18%">Lezzet                            verici (kök                            birası)</td>
<td width="14%">sassafras<br />
ağacı</td>
<td width="9%">1960</td>
<td width="37%">Karaciğer                            kanseri</td>
</tr>
<tr>
<td width="22%">thiourea</td>
<td width="18%">koruyucu</td>
<td width="14%">sentetik</td>
<td width="9%">1950                            c.</td>
<td width="37%">Karaciğer                            kanseri</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yasaklanan                        bu kadar katkı maddesinin bazıları gelişmekte olan ülkelerde                        hâlâ kullanılmakta. Bir de, el&#8217;an kullandığımız katkı maddelerinin                        de ileride bazı zararlarının çıkmayacağını kimse garanti                        edemez.</li>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gimdes.org/gida-katki-maddeleri-ile-olusan-beklenmeyen-reaksiyonlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDALAR</title>
		<link>http://www.gimdes.org/genetigi-degistirilmis-gidalar.html</link>
		<comments>http://www.gimdes.org/genetigi-degistirilmis-gidalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2009 13:31:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDALARın zararları]]></category>
		<category><![CDATA[genetik gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[halal]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlu gıdalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gimdes.org/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada bilim çevresi tarafından 21. yüzyılın teknolojisi olarak kabul edilen bu teknoloji 1973 yılında yaşanan petrol krizi sonrasında, yüksek oranda enerji kullanımına gerek göstermeyen alternatif bir teknoloji gibi kabul görmüştür. Bunun yanında moleküler-biyoteknolojideki gelişmelerin ürün aşamasında meyvelerini vermesi bu kabulü güçlendirmiştir. Neticede yeni gelişmeler ile birlikte verimliliğin ve üretkenliğin artırıldığı, yeni ürünlerin üretilebildiği modern biyoteknoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_278" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px;">
<dt class="wp-caption-dt"><img class="size-thumbnail wp-image-278" title="genetik_elma1" src="http://www.gimdes.org/wp-content/uploads/genetik_elma1-150x150.jpg" alt="genetik_elma1" width="150" height="150" /></dt>
</dl>
</div>
<p>Dünyada bilim çevresi tarafından 21. yüzyılın teknolojisi olarak kabul edilen bu teknoloji 1973 yılında yaşanan petrol krizi sonrasında, yüksek oranda enerji kullanımına gerek göstermeyen alternatif bir teknoloji gibi kabul görmüştür. Bunun yanında moleküler-biyoteknolojideki gelişmelerin ürün aşamasında meyvelerini vermesi bu kabulü güçlendirmiştir. Neticede yeni gelişmeler ile birlikte verimliliğin ve üretkenliğin artırıldığı, yeni ürünlerin üretilebildiği modern biyoteknoloji doğmuştur. Herhalde en büyük etken, artan nüfus, doğal kaynaklardaki daralma ve ekolojik fakirleşme gibi menfiliklerin etkisini hafifletmek olsa gerek.</p>
<p>Bir canlıya, başka bir canlıdan gen aktarılması veya genetik yapıya müdahale ile yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan teknolojiye GEN TEKNOLOJİSİ denir. Gen teknolojisi kullanarak tabii süreçlerle elde edilmesi mümkün olmayan yeni nitelikler kazandırılmış organizmalara da GENETİK YAPILARI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR ve tabii olarak da gıdalar denir.</p>
<p><span id="more-277"></span>1994 yılında ilk genetiği değiştirilmiş gıda olarak, olgunlaşması geciktirilmiş domatesi örnek verebiliriz. Bu yeni teknoloji ile üretilen ürünlerin güvenilirliği en çok tartışılan konular arasında yer almıştır. Bu teknoloji kötü niyetlilerin kullanımına açık olması yanında, yenilikler ile birlikte gelen bilinmeyenleri de bir risk olarak beraberinde taşımaktadır. Bu riskler:</p>
<li>Bu teknoloji ile elde edilmiş olan ürünlerin genetik müdahaleler esnasında arzu edilmeyen ve beklenilmeyen nitelikler kazanması ihtimalidir.</li>
<li>Her bir türün kendi içindeki genetik çeşitliliğin korunmasındaki zorluk. Modern tarım birçok çiftçiyi verimi yüksek tek tip bitki ve hayvan çeşitlerine yöneltmiştir. Ancak, gıda üreticileri çeşitliliği bir kenara bıraktıklarında, kimi özelliklerle birlikte çeşitler ve ırklar da ortadan kaybolabilmektedir. Gen havuzundaki bu hızlı daralma uzmanları kaygılandırmaktadır.</li>
<li>FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) tahminlerine göre tarımsal ürünlerdeki genetik çeşitliliğin yaklaşık dörtte üçü son yüzyıl içinde kaybedilmiştir. 6.300 hayvan ırkından 1.350’si ya tamamen yok olmuş ya da yok olma tehdidi altındadır. Bu bakımdan, bitki ve hayvanların gen bankalarında, botanik bahçelerinde ve hayvanat bahçelerinde korunmasına yönelik küresel çabalar büyük önem taşımaktadır. Ancak, tarım yapılan alanlarda ve doğada biyolojik çeşitliliğin korunması da en az bunun kadar önemlidir. Çünkü tabiatta dengeleri bozmak hızlı ve kolay, eski haline döndürmek hem masraflı, hem de oldukça güçtür. Zaten bunu istesek bile, bu zaman zarfında yok olmuş biyolojik çeşitliliği geri kazanmak neredeyse imkansızdır.Tarımda en çok üzerinde çalışılan özellikler, hastalıklara ve zararlılara karşı, yabancı ot ilaçlarına karşı dayanıklılık, meyve olgunlaşma sürecinin değiştirilmesi, raf ve depolama ömrünün uzatılması ve aromanın arttırılmasıdır. Bu teknolojinin en başarılı olduğu bitkiler, domates, patates, mısır, soya fasulyesi, pamuk, tütün ve kolzadır. Bu alanda en fazla üretim ve çalışma yapan ülkeler, ABD, Arjantin, Kanada ve Çin’ dir. Yıldız Teknik Üniversitesi Biomühendislik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Şeminur TOPAL’a göre bu masum imajlı çalışmanın en büyük handikapı ürünlerin çok geniş bir yelpazede kullanılmasıdır. Mesela, mısırı ele alalım. Üretim sadece mısırla kalmıyor, nişastası, çorbası, yağı, unu, gofreti, krakeri derken çok sayıda ürüne yayılıyor. Soya ise yaklaşık 900 türev üründe tüketiliyor. Türkiye’nin AB’ye verilen taahhüt nedeniyle 2 yıl içerisinde bu ürünleri tesbit edecek laboratuarı kurması gerekmektedir. Ancak herhalde bu ürünlerin asıl üreticisi olan ABD ile olan sıcak ilişkilerin hatırına olsa gerek, 2 yıldır bu kanunlar çıkarılamamaktadır.Tartışmalar, gen aktarmayla, insan ve çevre sağlığını menfî yönde etkileyebilecek verilerin bulunabileceği kuşkusu üzerinedir. Bu kuşkular;1- Genetik çeşitliliğin azalması ve gen kaynaklarının yok olma ihtimali: Çok büyük coğrafyalarda tek yönlü yapılan tarım ile beraber o coğrafyaya ait biyolojik çeşitlilik geriye dönülmez bir şekilde azalıp yok olmaktadır. Bunun nedeni ise, mono kültür tarım ile her türlü hastalık ve zararlılarda meydana gelebilecek dengesizliklerdir. Neticede bu durum yaban bitki ve hayvan popülasyonun da onulmaz hasarlara neden olacaktır.
<p>2- Uygulanan teknik yöntemlerde oluşabilecek ve teknolojinin bilinmeyen sahasında kalan herhangi bir sürpriz ile, elde edilen gıdalarda şaşırtıcı menfi neticeler ile karşılaşılabilir. Çünkü genetik müdahale ile tabii denge üzerinde yapılan bu etkiler, istenmeyen dejenerasyonlara (bozulmalara) da sebebiyet verebilir. Böylece sürpriz bir şekilde çok kalitesiz ve niteliksiz ucube ürünler elde edilebilir.</p>
<p>3- Genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların toprak mikroorganizma yapısına menfi etkileri. Teknolojik müdahaleler ile değişikliğe uğratılmış mikroorganizmalar, asıl ve hayatî öneme haiz olan toprak bünyesindeki mikroorganizmaları menfi yönde etkileyerek mikro dengeyi bozabilir. Hatta bir çoğunun yok olmasına sebebiyet verebilir.</p>
<p>4- İnsan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali: Uğraş sahamızın canlı olması hasebi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalar, gıda olarak tüketildiklerinde girmiş oldukları hayvan ve insanlara ait canlı organizmalarla birleşme, onu yok etme, onu başkalaştırma ve neticesi belli olmayan tuhaf bir birleşik organizmanın meydana gelme ihtimali.</p>
<p>5- Antibiyotiğe dayanıklı genin kullanılması neticesi insanlarda antibiyotiğe dayanıklılığın artması: Bu organizmaların antibiyotiğe dayanıklılığı için yapılan çalışmaları sonucu elde edilen gıdaları yiyen canlılarda da aynı etkiyi gösterme riski ve tabiatıyla, herhangi bir zorunlulukta kullanılması icap eden tedavi amaçlı antibiyotiğin etkisiz kalma ihtimali doğar.</p>
<p>6- Aktarılan genlerin diğer alanlara ve doğal çevreye sıçraması; Bu teknolojinin bir parçası olan gen aktarımı neticesinde genlerin istenmemesi durumunda bile diğer canlı ve tabii çevreye sıçraması sonucu, kontrolsüz bir açılım ve ardından biyolojik felaket olabilir.</p>
<p>7- Böceklerin direnç kazanması; Aynı zamanda tabiat zincirinin bir halkası olan böceklerin beslenme zinciri içerisinde bu organizmalardan etkilenip, değişikliğe uğrayarak oldukça dirençli bir mekanizma geliştirebilmeleri riski,</p>
<p>8- Virüs kaynaklı genlerin, diğer virüslere gen transfer etme ihtimali,</p>
<p>9- İnsan ve hayvanda alerjik ve zehir etkisi olan genlerin aktarılması ile en masum gıdalara taşınması neticesinde insanların her an bu toksitlerle(zehirleyicilerle) karşılaşabilme riski.</p>
<p>10- Tabii ortamın bozulması ve tek yönlü floranın oluşması: Tabiatta var olan ve devam eden o kusursuz dengenin bozulması sonucu; nebatî ve hayvanî çeşitlilik azalması ve hatta tek yönlü floranın oluşması riski. Canavar nitelikli bir tabii paylaşımın olma ihtimali.</p>
<p>11- Genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların yetiştiği ortamda diğer canlıların etkilenebilmeleri.</p>
<p>Bunun yanında bu ürünlerin lehine görüşler de mevcuttur.</p>
<p>1- Birim alandan daha fazla verim elde edebilmemizi sağlayan çeşitlere sahip olabiliriz.<br />
2- Verimin artması ve uygulanacak bakım ve mücadele masraflarının azalması ile maliyetlerin düşmesi.<br />
3- Besin öğelerince zenginleştirme imkânı (A vitamini, demir katkısı vb.) İstenilen katkı ile istenilen içerikte gıda elde etme şansına sahip olabiliriz.<br />
4- Ürünlerin içinde yenilebilir aşılar bulundurma imkânı: Aşı yüklemesi yapılma şansı ile birçok hastalığın mücadelesinde pratik ve ucuz yöntemin sağlanması mümkün olabilir.<br />
5- Uygun olmayan şartlarda bile yetişebilen ürün çeşitleri: Çok zor şartlara bile dayanabilen inatçı bir yapıya sahip mukâvemetli ürün çeşitlerinin elde edilebilmesi.</p>
<p>Dünyada 840 milyon insan hala açlık çekmektedir ve bundan çok daha fazla sayıda insan da yetersiz beslenmeye maruz kalmaktadır. Bu güne dek sergilenen küresel çabalara rağmen dünyadaki açların sayısının azaltılabilmesi adına yeterli mesafe alınamamıştır.</p>
<p>Asıl sorun, yetersiz gıda üretimi değil, haksız ve dengesiz paylaşım, hırs ve ülkeler-kıtalar arası politik çekişmeler olsa gerek. Bunu şu basit örnekle ispatlayabiliriz. Bugün kıta Avrupası halkının yıllık kozmetik harcaması dünyadaki tüm aç insanların gıda ihtiyacının iki katıdır (yaklaşık olarak 16 milyar dolar). Bunun böyle olmasına sebep herhalde, gücü ülkeleri bile aşmış, global bir otorite haline gelmiş çok uluslu şirketlerin daha çok para kazanma hırsı için ülkelerin yönetimlerini ve yöneticilerini kendilerine hizmetkâr edebilmeleridir. Bu tekeller kendi hayatiyetleri için milyarların hayatını hiçe sayabilecek canavarca bir anlayış içerisindedirler. <strong>SONUÇ </strong> Bu teknoloji ile elde edilen gıdaların risk taşıdığı görüşü tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenledir ki başta AB devletleri olmak üzere birçok gelişmiş ülkeler bu konuda güvenliği sağlamak amacıyla gerekli hukukî ve kurumsal alt yapıyı tanzim etmektedirler. Fakat tüm bu belirsizliklere rağmen AB son yıllarda yukarıda da ifade ettiğimiz gibi dünyada ekonomik güç haline gelmiş kartellerin de etkisi ile yeniden yaptığı mevzuat değişiklikleri ile bu tür gıdalara karşı koymuş oldukları gümrük duvarlarının seviyesini oldukça aşağılara çekmiştir.</p>
<p>Son olarak şu nüansı belirtmekte de yarar görüyorum. Modern biyoteknolojinin faydası, gerekliliği, kullanılıp kullanılmayacağı değil, bu teknolojinin nasıl kullanılacağı ve bu teknoloji ile üretilen son ürünün kendisi üzerinde mütalaâ ve münazara edilmesinin gerekliliğidir. Yani suç, teknolojinin değil onun hayat kazanması aşamasında meydana gelebilecek aksiliklerin tahmin edilmesi ve bertaraf edilmesi belirsizliğindedir.</p>
<p align="“right”"><strong>Okan Yılmaz – Ziraat Mühendisi<br />
İlkadım Dergisi – Sayı: 195</strong></li>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gimdes.org/genetigi-degistirilmis-gidalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
