GİMDES Fıkıh Risalesi

GİMDES Fıkıh Risalesi

SORULAR SİTESİ

YAYIN SİTESİ

Dergi Sponsorları

          

GİMDES.org eBülteni

* = doldurulması zorunludur

tarafından desteklenmektedir MailChimp!

BİZ MÜSLÜMANIZ…

BİZ MÜSLÜMANIZ…

18/09/2018

“… Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” (Maide, 3) 

Batı gibi biz de zevk alma duygusu için yaşayan bir toplum değiliz. Batılılar buna Hedonizm diyorlar yani zevk alma ihtirâsı… Maalesef insanlar, Batının kaynaklarına göre -tabiri câizse- sadece zevk alan hayvanlar meydana getirmeye çalışıyorlar.

Bizler eşref-i mahlukatız. Yani Allah bizi yaratılmışların en şereflisi olarak halk etti. Dolayısıyla biz insanlık özelliklerimizi mutlaka bütün dünyada göstermek zorundayız. Biz her şeyi tüketemeyiz. Ancak Allah’ın izin verdiği şeyleri, ihtiyacımız kadar tüketebiliriz. Çoluk çocuğumuza da aynı telkinleri yapmak zorundayız. Maalesef bugün çocuklarımız ekseriyetle bizim kontrolümüzde değil, çevrenin telkini altında. Markete götürdüğünüz zaman sizin inancınıza uygun gıda maddelerini almak istemiyorlar.

Mevlânâ Hazretleri’nin bir sözü var, çok dikkatimi çekiyor. Diyor ki: “Bütün haramlar da şarap gibi sarhoş edici olsaydı kim sarhoş kim ayık o zaman belli olurdu.”

Bugün yediğimiz, içtiğimiz gıdalar şarap gibi, birden bire bizi sarhoş etmiyor ama bazı maddeler, bizi böyle yavaş yavaş sarhoş ediyor. Yani bizi hasta ediyor ve bizi zehirliyor. Bakıyorsunuz 10 yıl sonra kanser olmuş, kalp hastası olmuş. Niye kanser olmuş, niye kalp hastası olmuş sebebini bilmiyoruz.

Mesela; İngiltere’de bir klinik çalışması, bize bir meseleyi acı bir şekilde gösteriyor: Bildiğimiz gibi pek çok hanım göğüs kanserine yakalanıyor ve bu organları ameliyatla alınıyor. Bahsettiğimiz klinik, bu meselenin ardına düşmüş. Acaba bu hanımlar neden göğüs kanserine yakalanıyor, sebep ne? Evet bir kanser var ama, onlar bu kanseri yapan tümörleri inceleyip, içindeki kimyevi maddeleri araştırıyor. Bir de bakıyorlar ki, hepsinde aynı kimyevi madde var. Bu sefer hanımlara soruyorlar; ”Günlük hayatınızı anlatır mısınız?” hepsini dinliyorlar. Yüzlerce hanımla yapılan görüşmelerin sonucunda varılan sonuç şu: Bu hanımların hepsi aşağı yukarı ayda bir, altı ayda bir veya senede bir defa olmak üzere saçlarını boyatmışlar. Tümörde saç boyasında bulunan kimyevi maddeyi tesbit etmişler.

Düşünün gayet masum olarak bir hanım kuaföre gidiyor, saçını sarıya veya kahverengine boyatıyor. Belki zevkine göre güzel bir görünüme kavuşuyor ama maalesef hâdisenin farkında değil. Bunu sıklıkla tekrar ettiği için bir müddet sonra o kimyevi madde vücuda ciltten giriyor. Saçı boyuyor ama o madde saç diplerinden vücuda giriyor, göğüse gidip orada yerleşiyor ve zamanla birike birike bu tümörü oluşturuyor. Bakıyorsunuz 15-20 yıl sonra o hanımın o uzvu ameliyatla alınmış. Bunun kaynağı sadece bir zevk uğruna yapılan bir boyama işlemi. Değer mi?

Bugün birçok kimyevi madde; gıdalarımıza, kozmetiklerimize kullandığımız çeşitli maddelerle sokuluyor. Ama maalesef sadece üreticiyi, tüccarı zengin ediyor. Bizi de sadece geçici bir zevk sahibi yapıyor ama neticede hayatımız zehir oluyor. Bunlara karşı bir Müslümanın akıllı olması ve ölçülere dikkat etmesi gerekiyor. Bizim dini ölçülerimiz çok mükemmel. Bu dini ölçülerimize hep riayet ettiğimiz takdirde hem dünyamızı, hem de ahiretimizi rahatlıkla kazanmış olacağız. Çünkü bu reçeteyi veren, bu sistemi kuran Cenâb-ı Hak. O (C.C) yanlış bir şey yapar mı? Yanlış bir reçete yazar mı? Bu kadar ölçüye sahibiz ama bu reçetede şunlar şunlar yazılı dendiği zaman, sanki herhangi bir insan söylemiş gibi burun kıvırıyoruz. Dünya hayatında bu reçeteye göre yaşarsanız, hem dünyanızı hem de ahiretinizi mâmur edersiniz. Bizim bugün aklımızı başımıza toplayıp, Allah (C.C)’ın bize sunduğu, lutfettiği bu ölçülere bir an evvel sahip olmamız ve toplumdaki bu ihtiyaçlarımızı bu kaynaklara uygun şekilde temin etmeye gayret etmemiz lazım.

Yoruma kapalı.